Mayıs. 14, 2007 - Kadın Olmanın En Güzel Tarafı Erkeklerdir
Çünkü erkekler size kendinizi bambaşka hissettirir. Kimi zaman öfkenizin boyutlarını anlamanızı sağlarlar, kimi zaman kendinizi keşfettirirler, yapabilirliklerinizi anlamak için platform hazırlarlar, ayaklarınızı yerden keserler veya dünyaya dönmenizi sağlarlar.
Erkekler, yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz tüm duyguları, enerjiyi uyandıran kutsal varlıklardır.
Asla kadın kadar detaylı, karamsar, çözümsüz değillerdir.
Asla çözemeyecekleri kadar büyük entrikalar yaratmazlar.
Söyledikleri yalanı hızla unutabildiklerinden kolay yakalanırlar.
Söz konusu sorun çözmek olduğunda 4 değişkenli denklemler yerine net yollar bulurlar. Gerekiyorsa efendi gibi kavga ederler.
Kadınlar kadar kaprisli değillerdir, olanlarının da böyle olma nedeni anneleridir.
Adamlar toplayıcı ve avcıdır, dolayısıyla yakınlaşmayı, elde etmeyi bilirler ve çok keyiflidirler.
Bizim gibi biriktirmezler, önlerindeki konu ile ilgili kavga ederler, 10 yıllık dataları açıp, kafa ütülemezler.
Anne olmadan, çocuk sahibiymişsiniz gibi size sorumluluğu öğretirler. Bu sayede çocuğunuz olduğunda daha sabırlı davranmayı öğrenmiş halde girişirsiniz konuya.
İnanılmaz seksi yaratıklardır, en çirkini bile sizi yakalabilecek bir şey bulur. ( Avcı diyorum avcıııı)
Sinirlerinizi bozabilirler ve anında size yaptıklarını unutturabilirler.
Ayaklarınızı yerden kesme kabiliyetleri kesinlikle geçmiş deneyimleri ile ilgili değildir, bu onlara Allah vergisidir ve kullanmayı her zaman bilirler.
Özünde, erkekler, kadın olmanın en keyifli yanıdır :). Bu tadı çıkarmak için her kadının gözünü dört açmasını, her anın tadına varmasını ve içlerinde sakladıkları kur yapma özelliklerini ortaya çıkarmasını diliyorum. Çünkü en lezzetli şey bir erkekle flört etmektir. Tazelenmiş uyanırsınız, kilo verirsiniz, yaşadığınızı anlarsınız.
Bence bu sabah tüm erkeklere bir şans daha verin, çünkü onlar gerçekten çok tatlılar :).
İyi eğlenceler.....
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Ahmet Altan’ın ‘Hep Aynı Kadını Sevmek İsterdim Ben…’ başlıklı pazar yazısından sonra düşündüm de ben de hep aynı erkeği sevmek isterdim doğrusu. Bir ömür boyu hiç bıkmadan, coşkuyla, tutkuyla ve saygıyla…
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Mayıs. 14, 2007 - AŞKISI :)
| @İNCİ@ |
AŞKISI :) Uzun zamandır sorunlarla, iyi niyetimden dolayı başıma gelen haksızlıklarla uğraşmaktaydım.. Günler hep kasvetli doğuyordu ve ben sıkıntılarla uyanıyordum, hatta uyurgezer gibi dolaşıyordum her yerde.
Özel hayat diye birşey yoktu, hatta özel biri de. Dağılmış bir puzzle gibiydi ruhum.
Kalabalığın ortasında yalnız kalırız ya zaman zaman ben bunu yıllardır yaşıyordum zaten. Hep arka plana attım kimsesizliğimi. İş, aile, çevre derken unuttuğum 'BEN' vardı, ertelediğim bir gelecek. Bakıp da görmediklerim vardı etrafımda. Uzanan eli geri çevirmek sanki daha güçlü kılıyordu beni. Başkalarına ait sorunlarla uğraşırken kendi sıkıntılarımı unutuyordum. Kendimi ancak onların mutluluğuyla avutuyordum. Hele ki özel birisinin olması kadar eziyet gelen bir sorumluluk !
Kırılan sevdaları, yıkılan güvenimi tekrar tamir etmek sorun değildi ama her defasında yıkılmak yok mu? Acısını paylaşmak sessiz sedasız ağlayışlarda. Hayatıma birini alacak cesareti bulamadım. Kimse inanmıyordu gerçi yalnızlığıma. Birisi hatta birilerinin olduğunu düşünenlerle konuştukça hayret ediyorlardı, -senin gibi birinin nasıl sevgilisi olmaz! diye. Laf olsun, biri olsun hayatımda diye aşk yaşayanlardan olamadım ki ben.
Sevgili olmak ne kadar küçük bir olay aslında, hatta evlilikte öyle. Ya üzerinize binen onca sorumluluk, yapmanız gereken fedakarlıklar, göğüslemeniz gereken zorluklar. Hele ki bunları, hayatınızın bilmediğiniz bir döneminde gelip ve ne kadar kalacağını kestiremediğiniz bir kişi için yapmak ne kadar mantık ya da nasıl bir duygu yoğunluğu gerektirir.
Doğru insan, gecenin bir yarısında yalnızlığınızı kalabalığa dönüştürdüğü duyguları yaşatır. Eksik kalan diğer yarınız, düştüğünüzde uzatılan bir el'dir çoğu zaman.
Sevgi kutsal bir duygu ama ben sevmeyi hiç beceremedim. Hele ki aşk ! imkansız bir tarifti benim için. Ateşten gömlekte buzdan bir bedenin direnmesi gibiymiş oysa sevda.
Kendimi sıradan hissettirdi bana yaşadıklarım. Nefes alıp vermek gibi, yolda yürümek gibi basitti hayat. Mevsimler bile hep normal geçerdi hayatımdan. Güz bir başka oysa şimdi. Yağmurlar, mürekkebi olmuştu katran gecelerimin. En büyük çığlığımsa, gözlerimden yankılanıyordu boş duvarlara.
Ne değiştirdi şimdi beni? Ben hep aynı bensem, hayat aynıysa yenileyen ne oldu yarınlarımı?
Bir ses böldü önce yalnızlığımı... ılık meltemler gibi doldurdum sabahlara. Bilmediğim birşeydi göğsümdeki kıpırtılar. Sürü sürü nal sesleri vardı çit çektiğim göğsümde, her an duracakmış gibiydi yaşam. Sonra gözleri doğdu sessiz kumsalıma, aktı coşkun nehirler. Gürül gürül çağlamak istedim. Çakılların arasında kıvrılırken, huzuru öğrendim yüreğinde.
Özlemeyi, sabretmeyi, büyümeyi öğretti bana. Küçük yüreğimde büyük sevdayı, büyük yüreğinde küçük dünyamı anlamamı sağladı.
Herşeyden önce sevgi için ağlamayı, mutluluğun nasıl durdurulamadığını öğrendim yanaklarda, bu yaştan sonra. Aşka inanmayan ben masal kahramanı gibi gördüm kendimi. Kül kedisi miyim yoksa temiz bir buseyle hayatta dönen pamuk prenses mi?
Özel biri olduğumu hissettirdi. Güvenmeyi, beklentisizce sevmeyi ve bu kadar yaşadıklarımdan sonra ilk defa 'AŞIK' olmayı öğretti bana..
Daha geçenlerde seslenmiştim O'na! "Hoşgeldin sevdam" derken bu kadar çabuk hayatımı değiştireceğini bilemezdim bile. Herşey rüya gibi, mavi düşler, pembe hayaller peşinde değilim. Sadece bize ait olanı yaşamak istiyorum . Acıyı, kavgayı, hoşgörüyü ama hepsi gözlerinin içinde kendimi gördüğüm, nefesini yüzümde hissettiğim an olmalı.
Bak şimdi sadece sen varsın hayatımda, suların ardında doğan güneş gibi arınmaya çalışıyorum karanlıklardan. İkimizin olduğu bir dünya çiziyorum, ay tenine kırmızıyı damlatıyorum kalbimden. Sakın uzaklarda kalma, bana sadece sen lazımsın.
Seni seviyorum diyorum, nasılsa sen kim olduğunu biliyorsun. Yeditepe'de bilsin istiyorum aslında ama korkuyorum göze gelecek diye bu sevda, bilmediğim sokaklar yutar diye adını bile haykıramıyorum, yutkunuyorum... |
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Mayıs. 14, 2007 - Yitirilen Dostluklara
Bu gün yitirdiklerimi düşünme günü.Kaç arkadaş,kaçtane dost eskittim bu günlere gelene kadar.Durup düşünüyorum madem onlar dosttu peki neden şimdi yoklar.Dostlar böylemi yapar? "Demek onlar gerçek dost değillermiş" diyorum,bağıra bağıra.
Yaşanılmaması gereken bir sürü şeyin ardından bu dostluğun bileti kesildi.Darmadağın olduk,hepimiz bir yana savrulduk.Birilerinin bir seçim yapması gerekiyordu.Herkes seçimleriyle yaşarmış bu dünyada. O da kendi seçimiyle yaşıyor şimdi.Geride bıraktığı bin yığın anıdan hiç biri aklına bile gelmiyor.
Sevmek mi kolay sevilmek mi? Kolaya kaçmamak lazım hayatta.Arkadaşlık,dostluk kolay bulunmuyor bu dünyada. Güvenin temellerini atmak zor yıkmaksa kolay oluyor. Ve güven bittimi hiç birşey eskisi gibi olmuyor. Kırılan kalbin tamiri zaman alıyor.Eskiye dönüş olmuyor.
Biten dostluklar kimi zaman ardında hafif bir gülümseme bırakıyor hafızadaki bin bir fotoğrafla,kimi zamanda bir acı bırakıyor yürekte,dokundukça kanayan.
Benim bir dostum vardı bir zamanlar,beraber ağlar beraber gülerdik.O şimdi benden çok uzaklarda...
Umarım şimdi mutludur..
Dostlarınızı üzmeyin..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Tem. 17, 2005 -

kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime
kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. yanında ne kızarmış ekmek kokusu, ne de annemin yağlı, reçelli ekmekleri... kopkoyu, bir yalnızlık demledim kendime...
önce bir eşik yaptım, en soğuk mermerden. yetmedi... ardından bir sıra duvar ördüm, en kalın taş bloğu ile, sadece bir sıra... yine yetmedi... ardından bir sıra, bir sıra daha. ben bir koydukça, beş koydu yaşam. örüldükçe örüldü, yükseldikçe yükseldi...
duvarlarından ışık sızmıyor surlarımın. kopkoyu bir karanlık ördüm kendime...
şimdi güneşin ne doğuşu, ne batışı görünür oldu buralardan. grubun turuncu, sarı rengi yok artık. yok artık mavinin yeşile çalan tonları. yok artık pembe, beyaz pastel bir bahar...
çok zamandır kumdan kale yapıp, bir dalganın alıp, götürüşünü beklemedim. çıplak ayakla kumsalda koşmadım. deniz kabuğu toplamadım. çok zaman oldu, nilüferlerin yaprağından, tırtılın umuduna kanat açmayalı...
çok zamandır yağmura yakalanmadım. saçlarımdan süzülmedi damlalar. çok zaman oldu, gökkuşağı görüp, çığlık atmayalı. çok, çok zaman oldu pencerenin buğusunda bir resmin kayboluşunu beklemeyeli...
çok zaman oldu fotoğraf makinemle yaşamın bir karesini dondurmayalı... bir bahar dalından düşen çiğ damlasını yakalamayalı. bir şelalenin sesini resmetmeyeli.
çok zaman oldu tüm çocukları toplayıp, yaz okulu açmayalı... akşam iş dönüşü onlara şeker almayalı. bahçede saatlerce zıplamayalı. yaz bitiminde onlara sözde karnelerini dağıtmayalı. çok, çok zaman oldu...
çok zaman oldu, minik ellerle beraber dev bir kardan adam yapmayalı. kar topundan kaçmayalı. kara yatıp, iz çıkarmayalı... çok, çok zaman oldu...
çok zaman oldu bir şarkı tutmayalı, yüksek sesle bir şarkıya eşlik etmeyeli. kahkahaların sığmadığı bir odada bulunmayalı, sessiz film oynamayalı... çok, çok zaman oldu şen şakrak bir şarkının notalarına tutunup dans etmeyeli...
yüreğim bir serçenin kanadı üzerinde atmıyor uzun zamandır...
kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. yanında mı? sadece kalemim ve göz yaşlarımla ıslanmış satırlarım...
_inci_
|
|
Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
şiir yazı
Arkadaşlarım
|